pulsebar.gif (3239 bytes)

 

BİR ŞEHİR DUYDU BU GÜN ADIMLARIMI

bu gün günlerden pazar...
taş kaldırımlarda salkım sarmaşıklar...
denize uzanan dar kaldırımlı sokaklar
içimde çocuksu heyecanlar
kimi zaman insanları inceleyerek
kimi zaman eskiyi hissederek
yürüdüm....yürüdüm...yürüdüm...

bu gün günlerden pazar
yoksa günlerden dün müydü?
bu köprüde başım dönmüştü
kafiyeli adımlarım denize yürüyordu
bir nakarattı gelişim ,
şarkımı istanbul besteliyordu
dizelerin içinde binbir nota,
bir küçük tını da benden bekliyordu
o yüzden sükut içinde
ama gözlerime hapsederek
yürüdüm...yürüdüm...yürüdüm...

bu gün günlerden mutlu olduğum bir gün
dudaklarımda tatlı bir tebessüm
gördüğüm insanlar birer gayr_ı müslüm
ne önemi vardı aynı taş yollarda
ben aşağı onlar yokuş yukarı
bazen aynı tempoda bazen hızlı hızlı
ama gülücüklerimle bir demet gül göndererek
yürüdüm...yürüdüm...yürüdüm...

bu gün kurulmamış bu sokakta bir pazar
ama etrafta seyyar satıcılar
meyva satan tablacılar
ilgisiz ,meteliksiz bakan insanlar
benimse aklımda deniz kıyısındaki mısırcılar
mazide kalan kimi tatlı kimi acı anılar
ama bir çoğunun üzerine demirden sürgüler çekerek
yürüdüm...yürüdüm...yürüdüm...

bu gün günlerden....
ne önemi var öylesine bir zaman
kadıköy iskelesini gördüm şimdi
balık kokusu,denizin mavi büyüsü
birazdan kalkacak üsküdar otobüsü
bir çingene çocuğu...
oturmuş bir avuç fal tutkunu
çay bahçesi dolu mu dolu
sana geldimm
ahhhhhhhhhh istanbulumm!

bu gün günlerden bir vuslat
haydi durdum sahilde
yosunlu bir kayanın üzerinde
haydi durma sen ıslat
beni ,haşin olsun,bir dalgayla
martılar konsun kollarıma
ben olayım bir parçan da
bekliyorum...bekliyorum...bekliyorum

26.08.2001
FULYA

ORTAK PAYDA

  topladık kalbimizden son sevgiliden geriye ne kaldıysa
  çıkarttık resimleri yerinden yırtarcasına
  çarptık kendi yüzümüze tüm kapıları sorgusuzca
  böldük diğer yarımızı can bulduğu yerden duygusuzca

  geometrisine sığdıramadık çoğu zaman aşkı
  giderken elimizde büyük aşkın altın anahtarı
  açmak için devasa kapıları attık ilk adımları
  devrettik n inci sevgiliye sonunda kılıfımızı

  ruhumuz hep bir adım önde ,hep ileriye giden
  yalnızlıksa bir aritmetik sayacın içinde bizi seyreden
  sonuncu gelinciği de sıkıştırdık deftere o son sevgiliden gelen
  ömrümüzse düşüyor saatlerin en son vurduğu uçurumun eşiğinden

  kim kaldı şimdi aşkı hiç yalansız yaşayan
  kim kaldı dikenleriyle gülü bağrına basan
  yüreğinin sonsuz çöllerinde bir serabın peşine düşen
  çocuk yüreğinin bir yerinde hala çember çeviren

  hesaplar matematiğe uymasa da olurdu ama
  ah bilebilseydik aşkın bedende biten türevlerini
  telli duvaklı,kimi zaman al yazmalı ahuya
  dokunur muyduk kelebek kanatlı,bulut sevdalı


  FULYA
  30.08.2001

GECENİN ÖYKÜSÜ


biliyorum bu gece dolunay var dışarıda...
bense yazdıklarımı bile göremiyorum loş bir odada
biliyorum bir dolunay var gece mavisinin içinde bir yerde...
benimse görebildiğim en son,
yüksek bir apartmanın beşinci katı sadece

anladım ki bu gece ben yine o eski benim
özüm aynı,
gözlerim hala buğulu ...
ay ışığı danseder hala kipriklerimin arasında
etrafı bulutlu
ruhumun düştüğü engin denizlerde
yakamozlar yanıp söner hala...
ve hala uzandığımda yatağıma,
uzun uzun hayaller kurarım
gök mavisi,bal rengi
femden pembe,tüm gecelerden siyahi
karanfilden kırmızı,menevşeden hercai...
elimde bir kalem kağıt yazar yazarım
veyselden tutkulu
karaniden daha umutlu

o halde niye şikayet ettim
bu sabah aynaya düşen aksıma...
çattım kaşlarımı,sordum neden sonra
bu yüzü solgun,gözleri çökmüş  buğulu bakan ben miydim?!
aynalar mıydı böyle yabancı bakan ?!
Allahım!!!
bildiğim tek şey yorulduğum...

okyanusta fırtınaya tutulmuş gibi sakin bir liman
ıslak caddelerde büzüşmüş gibi sıcak aş bir de kaban
kurak topraklarda gezer gibi bir ağaç koyusu
avcıdan kaçar  gibi bir orman kuytusu
sonbahar yağmurundan sığınır gibi saçak altı
yamaçtan tırmanır gibi tutunabileceğim bir iğde dalı
arıyor arıyordum!

gecenin bu saatinde diken diken olmuş bedeni
düşündüklerinden ürpermiş büyümüş göz bebekleri
şarkılara karışmış zaman zaman göz yaşları
buruk mu buruk yüzü,gam tutar dolunayı
birinde kalem diğerinde ıslak mendili...
bu saatte kim tutar  titreyen ellerini?
kim güldürür üzerine çiğ düşen gonca femi?
söyleyemediklerim var kendime bile
geceyi çeyrek geçe...
kim haykırır benim yerime?
göz yaşında boğulan,
ayak altında ezilen,
kitap arasına sıkışan,
siyah güllerin ızdırabı var yüreğimde!
bir akrep bir de yelkovan
sayacını kaybetmiş bu gece zaman
bir siyahtır geliyor üzerime an ve an!
kim getirir bir hüzme güneş seherin birinde?

soğuktan üşümüş yanaklarım
kapanmıyor ki göz kapaklarım
derin ve sonsuz huzuru bulacağım ,
ufku cennete açılan uykulara dalayım
dostlarım derin uykularda
bense bu şehre  binlerce yıldız kırparım
saklandığı yerden çıkarırım tüm mutlulukları
umutları,aşktan çılgın nev baharları
serperim yüreğimden  tüm  güzel dileklerle
sevdiklerimin sevmediklerimin düşlerine...

bu gün dolunay var şimdi biliyorum
pencereden üzerime süzülen
yastığımı yorganımı paylaşan
bir yüz var göz bebeğimin tam ortasında
içim rahat ama...
düşünemediklerim vardı daha
ay verdi başka uykusuz gözlere meyil
iki kolum düştü iki yana,
bir elimde kalem bir elimde ıslak mendil


FULYA
5.09.2001

*
*